Uzun bir aradan sonra tekrardan merhaba demek istedim sana.
Yazma istegi gelmedi içimden nedense .
Bazen uzun cümleler kurmak yerine susmayı tercih ediyorum istemedende olsa .
2013 yılından beklentilerim diye uzun cümleler kurmak yerine hiçbir beklentim olmadıgını belirtmeliyim,
Geleceğe dair plan yapmamam gerektiğini öğrendiğimde henüz liseye gidiyordum yaşadığım kotu tecrübe desek daha dogru olur sanırım.
Hayatımı kaleme alsam hem cok guzel hikâyelerim var hemde cok hüzünlü.
Ben mesela büyümek istemiyorum.
Annem her zaman 25 yasındasin ama 10 yasında kucuk bir cocuk gibi davranıyorsun diyor sürekli ona gore bu kotu birsey ama bilmiyor ki ben içimdeki cocugu öldürmek istemiyorum.
Hem büyüdükce acılarımız çoğalıyor ne gerek var.
Daha az kitap okuyor daha cok kalp kırıyorum elimde olmadan.
Bana deger veren insanlardan adım adım uzaklaşıyorum.
Sevipte sonsuzluğa yolladığım insanlara her gecen gun bir yenisini ekliyorum.
Zor bir dönemden geciyor olmak cabası .
Birde babasını cok ozleyen bir cocuk olmak o iste en zoru.
Gecen gun ölümünün 10. Yılında onu ziyaret ettigimde topragın altında olduğunu bilmek ve onu görememek insanın canını zaman geçtikçe daha cok acıtıyor. Bu acı hic bitmiyor sadece yasamaya alışıyorsun.
Mart ayında yapacagım uzun yolculuk bana iyi gelecek diye umuyorum.
Döndüğüm zaman yep yeni bir hayata baslarcasına çizgi çekmem gerekecek.
Aşık olmamalıyım mesela aşk bana yaramıyor yalnızlığı seviyorum ben hemde alışılmışın dışına cikmak insanın dengesini bozar.
Daha fazla kitap okumaliyim , cevremdekilere verdigim degerin fazlasını kendime vermeliyim, guzel bir is bulup guzel bir başlangıç yapmalı belkide bu sehirden uzaklaşmalı kısacası kendim için bir seyler yapmanın vakti geldi geçiyorda...
Çekip gitmek gerek bazen geriye dönüp hic bakmadan.
Bu sefer emin adımlarla ilerlemeliyim hatasız kısacası kusursuz olmalı.
Yeni bir blog acmakta gelmedi degil içimden ama farkeder bir şey olmayacaktı hem bu sayfamdan vazgeçmemi gerektircek bir şey yok.
Daha sık ziyaret etmek istiyorum seni.
Benden simdik bu kadar.
14 Şubat 2013 Perşembe
27 Ağustos 2012 Pazartesi
Değer mi?
Birine değer verirsin,
Onu kimseyle kıyaslıyamazsın,
Herkes kötüdür birtek o iyi.
Dünya onun etrafında döner.
Arkadaşlarınla daha az görüşürsün
o üzülmesin, onunla daha fazla vakit geçirmek için
Bazılarıyla arana mesafe koyarsın,
Sen bunları yaparken,
O hep daha fazlasını ister senden,
Hep bana hep bana...
Gel zaman git zaman bakarsınki
karşındaki hatalar yapar.
Afferdersin.
Birkez daha yapar,
Sen yine affedersin,
Sevgi kolay kazanılmıyor,
İnsan alışkanlıklarından vazgeçemiyor
diyerek herseferinde affederek
hata yapmasına müsade edersin.
Bu birkez daha, birkez daha devam eder.
Kimseyi suçlama tek suçlu sensindir.
Bir başkası için değişmekte neyin nesi?
Yada bir insanı değiştirmek...
Onu kimseyle kıyaslıyamazsın,
Herkes kötüdür birtek o iyi.
Dünya onun etrafında döner.
Arkadaşlarınla daha az görüşürsün
o üzülmesin, onunla daha fazla vakit geçirmek için
Bazılarıyla arana mesafe koyarsın,
Sen bunları yaparken,
O hep daha fazlasını ister senden,
Hep bana hep bana...
Gel zaman git zaman bakarsınki
karşındaki hatalar yapar.
Afferdersin.
Birkez daha yapar,
Sen yine affedersin,
Sevgi kolay kazanılmıyor,
İnsan alışkanlıklarından vazgeçemiyor
diyerek herseferinde affederek
hata yapmasına müsade edersin.
Bu birkez daha, birkez daha devam eder.
Kimseyi suçlama tek suçlu sensindir.
Bir başkası için değişmekte neyin nesi?
Yada bir insanı değiştirmek...
23 Ağustos 2012 Perşembe
karma karışık
Uzun zaman oldu buralara uğramayalı,
Bu sefer ne yazıkki değişen birşey yok diyemiyeceğim.
Çok şey var değişen bana ve hayata dair.
Pişmanlıklarım var mesela görmezlikten gelemediğim,
hatalarım var birde çocuksu yanımın gizlemek istediği...
Keşke mantığımla hareket etseydim biraz diye kurduğum cümlelerim.
Boyumdan büyük laflar etmeyi sevmem pek.
Ne dediysem başıma gelmiştir, her zaman böyle olmuştur.
Bir yanım büyümelisin derken bir yanım çocuk kalıyor...
An oluyor düşünceme bir şey yerleşiyor
bu beni mutsuz etsede düşünmekteki ısrarım...
Yorum yapamıyorum yaşananlara gelişen olaylara.
Herkese yeten aklım bir bana yetmiyor.
Bu hep böyle olur zaten.
En mutsuz olduğum anda hayallerim geliyor aklıma
gerçekleştirdiğim ve gerçekleştirmek için çaba gösterdiğim.
Büyük bir bekleyiş içerisinde değilim elbet
ama olmayacak hayaller peşinde koşmakta sanırım artık bana göre değil.
Yoruldum...
Bu sefer ne yazıkki değişen birşey yok diyemiyeceğim.
Çok şey var değişen bana ve hayata dair.
Pişmanlıklarım var mesela görmezlikten gelemediğim,
hatalarım var birde çocuksu yanımın gizlemek istediği...
Keşke mantığımla hareket etseydim biraz diye kurduğum cümlelerim.
Boyumdan büyük laflar etmeyi sevmem pek.
Ne dediysem başıma gelmiştir, her zaman böyle olmuştur.
Bir yanım büyümelisin derken bir yanım çocuk kalıyor...
An oluyor düşünceme bir şey yerleşiyor
bu beni mutsuz etsede düşünmekteki ısrarım...
Yorum yapamıyorum yaşananlara gelişen olaylara.
Herkese yeten aklım bir bana yetmiyor.
Bu hep böyle olur zaten.
En mutsuz olduğum anda hayallerim geliyor aklıma
gerçekleştirdiğim ve gerçekleştirmek için çaba gösterdiğim.
Büyük bir bekleyiş içerisinde değilim elbet
ama olmayacak hayaller peşinde koşmakta sanırım artık bana göre değil.
Yoruldum...
17 Ağustos 2012 Cuma
Bir varmış bir yokmuş
Bir varmış bir yokmuş diye başlayan masallar hep mutlu son ile biterken masal gibi baslayan bu hikayede sen bir varmışsın hep yokmuşsun...
18/08/2012
00:30
18/08/2012
00:30
23 Mart 2012 Cuma
Unutulan
Zaman hızla akıp gidiyor
Cok sey alıyor ömrümden
Herkes unutulmamış birşeylerin
Birşeylerin pesinden koştuğumu düşünüyor...
Unuttum diyorum...
Hayatımdan çıktığı günden itibaren yeri olmayan bir insan sadece.
Bittiği güne ait tarih bile tutmadım
Ciddiyetimin farkına varın artık.
Lütfen...
Cok sey alıyor ömrümden
Herkes unutulmamış birşeylerin
Birşeylerin pesinden koştuğumu düşünüyor...
Unuttum diyorum...
Hayatımdan çıktığı günden itibaren yeri olmayan bir insan sadece.
Bittiği güne ait tarih bile tutmadım
Ciddiyetimin farkına varın artık.
Lütfen...
7 Şubat 2012 Salı
Babama ithafen...
Uykusuz geçen bir gecenin ardından
sabah uyandığımda boğazımda acı bır tat,
İçtiğim sigaranın bırakmış olduğu...
Bir bardak su ve dişlerimi fırçalayarak sorunun üstesinden
geldim neyseki, kötü alışkanlıklarım var benim...
İçimde bir yer'de acıyordu yalan yok.
Hani şu sol yanım varya orası...
Ters giden birşeyler vardı aslında,
dün sabahta mutsuz uyanmıştım.
Bir sigara daha yaktım üstüne,
Mutfakta oturdum, bağdaş kurdum.
Tıpkı yıllar önce çaresizlikten yaptığım gibi.
İçimden ağlamak geldi.
Ne kadar bardak varsa kırmak.
Sonra annem belirdi kapıda.
Oda uyuyamamıştı tabi kolay değil.
Bir sigarada bana ver dedi.
Sessizliği bozan sabaha dair kurduğu tek cümleydi.
Dokunsam ağlayacak.
Gözleri şişmiş belliki uyumamış gece.
Telefonum çaldı.
Kardeşim kadar sevdiğim insan günaydın dıyor bana,
Bugünün anlam ve önemini belirten kısa bir konuşma,
Ardından süre gelen sessizlik,
Göz yaşlarımı tutamam annem üzülmesin diye
kısa cümleler kuruyorum.
Tamam kardeşim, merak etme iyiyim.
İyi değilim...
Evet hani şu sol tarafım varya acıyor oysaki.
Aradan geçen zaman nedense birtek bu acıyı dindirmiyor.
Üzerine yenilerini ekliyor.
Tarifi zor, hani öyle bir acı ki bu sadece yaşayanlar bilir.
Birde bazıları anlamaya çalışır.
Bugün Sol yanım daha çok acıyor Baba...
Gidişinin 9 yılı.
Kapımızı 9 yıldır anahtarla kimse açmıyor.
Sofralarımızın eski tadı yok,
Çikolatalı gofretimi canım çekerse kendim alıyorum,
Sen gittikten sonra annem çok hastalanır oldu,
Her sene bır operasyon goruyor desem yeridir
Bundan 4 sene önce ocak ayının 18inde bir torunun daha
oldu ismi Naz bir cimcimeki sorma Baba.
Sanki büyümüşte küçülmüş, onuda çok seveceğine eminim.
Seni ona resimlerle anlatıyorum Aleyna ile olan resmini görünce,
Kucağındakinin Aleyna değilde kendisi olduğunu düşünüyor.
Yanına getirmeyi isterim aslında sende gör diye ama
Daha bu yaşta mezar gerçeğiyle tanışmasını istemiyorum.
Hem senin bulutların üstünde bizim gelmemizi beklediğni biliyor.
Anneme bazen Dedemin neden cep telefonu yok onunla konuşurduk
ben ona mesajla gülücük yollardım diyor.
Gülsek mi ağlasak mı bilemıyoruz o anlarda.
Aleyna desen kocaman oldu kucagındakı kucuk cocuktan eser yok.
Biraz ruhsuz biraz soğuk kanlı kendine has bir yapısı var.
Her hafta sonu bizdeler. Pansiyon görevi görüyor ev bi bakıma.
İrem desen Lise hazırlık okuyor şu anda.
Sen gittiğinde Naz'dan bir yaş daha büyüktü.
Çok ağlamıştı yokluğunda hala daha ağlar adın geçmesin evde.
Abim bekar başımıza kalıcak bak gör sen
Kolunu kırdı oda şimdi 3 hafta kadar alçıda kalıcak bakalım
Bakma onada çok çektırıyoruz aslında tek erkek ya,
Annem hala biricik oğluna kıyamıyor
Eskiden olsa kıskanırdım ama kıskanmıyorum artık
biz kaç kızız e torunlarda hesaba girince
o birtek erkek...
Ben anne olsam bende daha cok titrerdim herhalde...
İkizler desen onlardada elbetteki çok şey değişti.
Sen hayatta olsan bu derece olurmuydu acaba diye düşünüyorum bazen
ama olmazdı pek sanmıyorum.
Annemin sırtındada bu kadar yük olmazdı,
Belkide birşeyleri yapmadan önce çekinirdik kim bilir.
Bana gelince kendimle ilgili çok şey anlatabilirim sana,
Kızgınsın biliyorum hemde çok.
Hani bana hep derdin alkolü beraber alırız
ama sakın sigara içme diye,
Çok sigara içiyorum Baba,
Bırakmakta işime gelmiyor açıkçası,
Artık daha az hata yapmaya özen gösteriyorum,
Şımarığım hala ama nazım sana geçtiği kadar geçmiyor kimseye.
Hani portakalı çok seviyordun ya
Sen gittin gideli portakalı ağzıma bile koymuyorum.
Kendimi cezalandırıyorum belki ama,
mideden beslendiğin dönemde portakalı süzsek
tıkarmı bunu demen hala kulaklarımda.
Dediğin gibi doktor veya hemşirede olmadım.
Ama kimya okudum o şekilde vicdanımı rahatlatıyorum kendimce.
Hem hastanelerde labaratuarlarda çalışabilirim.
Annemin rahatsızlık döneminde dıyordum bazen
iş işten geçmiş sayılmaz biraz azimle olabilir diye
ama çokta uzun sürmüyor bu düşünce...
Hani sen gittiğinde kar vardı İstanbul'da
Bugün yağmur yağıyor ve çok soğuk...
Soğuk havaları sevmiyorum hem dışarda kalan evsizlerden dolayı
hem sen gittiğindede hava çok soğuktu...
Birde bizden uzak olman...
Artık eskisi kadar sık gelmiyorsun rüyalarıma,
Bir keresinde senin birtane daha çocuğun olduğunu görmüştüm,
Çok ağlamıştım. Sabah uyandığımda gözlerimde yaşlar vardı.
O gün sana çok kızgındım ve kalkar kalkmaz anneme sorduğum ilk soru
böyle birşeyin olma ihtimali?
Ara sıra son giydiğin pijamanı dolabından çıkarıp kokluyorum,
Seni koklamak gibi olmasada kendimi kandırıyorum işte.
Hala seni bir daha göremiyeceğimin gerçeğiyle yüzleşemedim.
Kabullenemedim elimde değil.
Geçen onca yılın ardından çok şey istemiyorum aslında,
Sadece bir kez sarılsam,
kokunu içime çeksem yeterdi içimdeki özlemi dindirmeye...
Sana dair daha çok uzun cümleler kurabilirim,
Aldığım nefestin mesela,
Kimseyle paylaşamadığım,
Herkesten kıskandığım,
Aşık olduğum ilk adam...
Bilsen ne kadar çok özledim seni...
Gittiğin yerde huzurlu uyu Baba,
Melekler korusun seni...
Kızın...
14 Aralık 2011 Çarşamba
Beşikt(aşk)

Sevinmek için sevmedik biz seni,
Sen yenilmişsin umrumda değilki,
Şereftir bu yolda senle yürümeki
Hep kol kola, bir gün değil,
Hergün Beşiktaş.
Beşiktaşlı olmak,
Çarşı gibi bir taraftara sahip olmak,
Gerçekten ayrıcalıktır.
O atmosferi İnönü'de bir kez soludumu insan,
Vazgeçmek mümkün olmuyor.
Tarifi imkansız...
Bayanlar genelde
maçlara giderken tedirgin olur ya
ben kendimi İnönüde öylesine güvende,
öylesine huzurlu hissediyorumki
kelimelere dökmek zor çok zor...
Akşam İnönüde harika bir atmosfer vardı.
Maçın başlamasına 10 dakika kala yapılan konfeti şov
tek kelimeyle muhteşemdi...
Hoşuma gitmeyen tarafı ise
yediğimiz ilk golden sonra taraftarın sesinin kesilmesi...
Oysaki herzaman demiyormuyuz
Sevinmek için sevmedik biz seni diye...
Birde bunun üzerine takımın muhteşem
performansı eklenince...
Manuel Fernandes bana göre
stoke city ile oynadığımız maçın adamıydı.
Oyunu toparlaması, tüm futbolcularla uyumu.
Birde top kornere gidince hemen korner noktasına geçip
topun başına geçmesi takdir edilir gerçekten.
İlk golü Almeida'nın penaltı noktasında
düşürülmesiyle attı Fernandes .
O penaltı verildiği zaman bunu ya Fernandes
yada Ernst kullanmalı dedim kendi kendime..
Birde baktımki topun başında Fernandes.
Gol geliyor dedim geldi.
Almeida oyundan alındı.
Taraftar onu alkışladı...
Almeidanın düşürülmesiyle
o penaltıyı kazanmasaydık tepki gösterirdi.
Buna eminim. Oysaki kafayla attığı golüde vardı.
Yaptığı hatalar olunca hemen o oyuncuyu yok saymak huyumuz.
Birde Beşiktaşın guizası diyenlere gülüyor geçiyorum...
İkinci golü Mustafa Pektemek attı
Fernandes'in muhteşem korner vuruşu sayesinde bulduk.
Taraftar coşuyor, Futbolcular coşuyor,
Carlos Carvalhal coşuyor...
Maçı izlerken birkez daha içimden söyleniyorum.
Carlos Carvalhal gitmesin, gitmesin işte...
Seviyorum ben o adamı...
Beşiktaşımı seven herkesi sevdiğim gibi.
Onun sayesinde güzel günler görüyoruz güneşli günler.
Ama tekrar tekrar söylüyorum sahip çıkalım Carlos Carvalhal'a.
Tıpkı Tayfur Havutçu'ya çıktığımız gibi.
İkinci yarıda oyuna dahil olan Alves
Birçok taraftarı şaşırtmıştır.
Onun güzel pasıyla Edu skoru 3-1 yapıyor.
stoke city maçı izlemeyi bırakıyor,
taraftarı izliyor...
Ama benim fikrim yine değişmiyor
Beşiktaş'ın çocuğu Carlos Carvalhal,
Maçın en iyi oyuncusu ise Manuel Fernandes...
8 Aralık 2011 Perşembe
Bu bir teşekkür yazısıdır
Nerden nasıl başlıyacağımı,
başlamam gerektiğini bilmiyorum aslında.
Şu saatten sonra yazmak ne kadar doğru orasıda bilinmez.
Bu sadece sana ithafen yazılan teşekkür yazısıdır.
Bu yazıda nerden çıktı diye şaşırmana gerek yok
Aslında geç kaldım bu cümleleri sana kurmak için.
Sen olmasaydın
şu an bu kadar emin dikkatli
adımlarla yoluma ilerleyemiyecektim.
Sağlıklı düşünmeye fırsatım olmayacaktı mesela,
Seninle yaşadıklarımı tekrar tekrar yaşamaya devam edicektim ısrarla.
Kıskanmak ve kıskanılmak
koskocaman bir hastalıkmış.
Birde karşındaki insanı farklı bir kimliğe sokmak...
Bundan yıllar öncesine gidiyorumda
ne kadar safmışın seni ilk tanıdığım zamanlar,
Çevremdekilerin söylediklerine aldırış etmeden körü körüne
sürüklenmişim bir bilinmezliğe.
İyi bir yaşanası tecrübeydin sen aslında,
Sayende bir insanın gözüne bakınca ''yalan'' söyleyip söylemediğini
anlayabiliyorum ne kadar güzel değilmi?
Yalan söylemek senin uzmanlık alanına giriyordu,
Bende söylediğin yalanları senin yüzüne vurmaktan büyük zevk alıyordum
Dedektiflik görevini üstlenmiştim sense
güvensizlikten yakınıyordun her hata yapan insan gibi...
Sen ne kadar inkar etsende
söylediğin üç kelimeden biri yalan oluyordu.
Anımsadımda komiktin aslında,
yalan söylediğin zaman suratının aldığı şekli görmeni isterdim.
Birde yetmiyormuş gibi
Söylediğin yalana kendinide inandırıyordun
buda bir beceri aslında
aynı zamanda seni tebrik ediyorum.
Kendini yalanlarına öylesine inandırıyordun ki
gerçek ortaya çıktığı zaman söylediğin yalanı savunmaktan
utanmıyordun bile...
Bu konuda hakkını yemek haddime düşmez teşekkür ederim.
Geçmişinden kopamamış bir insanın
hayatında olmak figuranlık görevini üstlenmekten
başka birşey değilmiş bunuda seninle yaşarken öğrendim.
Aşk denilen kavramın
aşık olduğun insanı kırmamaktan, olduğu gibi kabullenmekten
ibaret olduğunu ona zarar vermemek için kendi içinde savaş gerektiren
bir duygu olduğunu fakat bunların sen ve senin gibilerinin bünyesinde barındırmadığını
öğrettiğin için teşekkür ederim.
İnsanları aşağılayıp söverek
biryerlere gelinmeyeceğinin en büyük örneğiydin aslında
sahi sen sinirli bir adamdın dünya umrunda değildi
Herkes senden korkardı sen ne dersen o olurdu...
Yalnızdın, tek başınaydın bu hayatta,
aile kavramının var olmadığını savunan bir insanın
hayatında yer edinmeye cabalamayacak kadar olgunum artık.
Bana bu olgunluğu kattığın için teşekkür ederim.
Konuşmamak için bahaneler sunan bir insandan uzak durmak gerektiğini,
Kendi çıkarları için karşındaki insanı kullanan,
Muhteşem güven veren görüntüsünün altında aslında büyük bir kişilik problemleri yatan,
Yalan söylemeyi alışkanlıktanda öte hastalık derecesinde olan,
Her zaman iyi gününde yanında olmayı tercih eden
Kötü gününde yanında olmak neyi değiştirir gibi bir cümle kurabilen
kapasitedeki insan kesiminden,
Maddiyatı bahane edip birşeyler yapmaktan kaçınan,
Seni iş yeri ortamından gocunduğu şeylerden dolayı uzak tutan,
Dürüstlük kavramından yoksun,
İnsanlardan uzak durmam gerektiğini
tecrübe etmeme yardımcı olduğun için teşekkür ederim...
Herşeyden önemlisi şuan hayatımda olmadığın için
ve beni birkez daha hislerim konusunda yanıltmayıp
kendine yakışanı yaptığın ve bütün tezlerimi doğru çıkardığın için
Teşekkür ederim...
He birde özür dilerim,
Beni hayatının her anında
hatırlamak zorunda kaldığın için...
Oda nerden çıktı deme sakın...
Buna eminim çünkü...
başlamam gerektiğini bilmiyorum aslında.
Şu saatten sonra yazmak ne kadar doğru orasıda bilinmez.
Bu sadece sana ithafen yazılan teşekkür yazısıdır.
Bu yazıda nerden çıktı diye şaşırmana gerek yok
Aslında geç kaldım bu cümleleri sana kurmak için.
Sen olmasaydın
şu an bu kadar emin dikkatli
adımlarla yoluma ilerleyemiyecektim.
Sağlıklı düşünmeye fırsatım olmayacaktı mesela,
Seninle yaşadıklarımı tekrar tekrar yaşamaya devam edicektim ısrarla.
Kıskanmak ve kıskanılmak
koskocaman bir hastalıkmış.
Birde karşındaki insanı farklı bir kimliğe sokmak...
Bundan yıllar öncesine gidiyorumda
ne kadar safmışın seni ilk tanıdığım zamanlar,
Çevremdekilerin söylediklerine aldırış etmeden körü körüne
sürüklenmişim bir bilinmezliğe.
İyi bir yaşanası tecrübeydin sen aslında,
Sayende bir insanın gözüne bakınca ''yalan'' söyleyip söylemediğini
anlayabiliyorum ne kadar güzel değilmi?
Yalan söylemek senin uzmanlık alanına giriyordu,
Bende söylediğin yalanları senin yüzüne vurmaktan büyük zevk alıyordum
Dedektiflik görevini üstlenmiştim sense
güvensizlikten yakınıyordun her hata yapan insan gibi...
Sen ne kadar inkar etsende
söylediğin üç kelimeden biri yalan oluyordu.
Anımsadımda komiktin aslında,
yalan söylediğin zaman suratının aldığı şekli görmeni isterdim.
Birde yetmiyormuş gibi
Söylediğin yalana kendinide inandırıyordun
buda bir beceri aslında
aynı zamanda seni tebrik ediyorum.
Kendini yalanlarına öylesine inandırıyordun ki
gerçek ortaya çıktığı zaman söylediğin yalanı savunmaktan
utanmıyordun bile...
Bu konuda hakkını yemek haddime düşmez teşekkür ederim.
Geçmişinden kopamamış bir insanın
hayatında olmak figuranlık görevini üstlenmekten
başka birşey değilmiş bunuda seninle yaşarken öğrendim.
Aşk denilen kavramın
aşık olduğun insanı kırmamaktan, olduğu gibi kabullenmekten
ibaret olduğunu ona zarar vermemek için kendi içinde savaş gerektiren
bir duygu olduğunu fakat bunların sen ve senin gibilerinin bünyesinde barındırmadığını
öğrettiğin için teşekkür ederim.
İnsanları aşağılayıp söverek
biryerlere gelinmeyeceğinin en büyük örneğiydin aslında
sahi sen sinirli bir adamdın dünya umrunda değildi
Herkes senden korkardı sen ne dersen o olurdu...
Yalnızdın, tek başınaydın bu hayatta,
aile kavramının var olmadığını savunan bir insanın
hayatında yer edinmeye cabalamayacak kadar olgunum artık.
Bana bu olgunluğu kattığın için teşekkür ederim.
Konuşmamak için bahaneler sunan bir insandan uzak durmak gerektiğini,
Kendi çıkarları için karşındaki insanı kullanan,
Muhteşem güven veren görüntüsünün altında aslında büyük bir kişilik problemleri yatan,
Yalan söylemeyi alışkanlıktanda öte hastalık derecesinde olan,
Her zaman iyi gününde yanında olmayı tercih eden
Kötü gününde yanında olmak neyi değiştirir gibi bir cümle kurabilen
kapasitedeki insan kesiminden,
Maddiyatı bahane edip birşeyler yapmaktan kaçınan,
Seni iş yeri ortamından gocunduğu şeylerden dolayı uzak tutan,
Dürüstlük kavramından yoksun,
İnsanlardan uzak durmam gerektiğini
tecrübe etmeme yardımcı olduğun için teşekkür ederim...
Herşeyden önemlisi şuan hayatımda olmadığın için
ve beni birkez daha hislerim konusunda yanıltmayıp
kendine yakışanı yaptığın ve bütün tezlerimi doğru çıkardığın için
Teşekkür ederim...
He birde özür dilerim,
Beni hayatının her anında
hatırlamak zorunda kaldığın için...
Oda nerden çıktı deme sakın...
Buna eminim çünkü...
7 Aralık 2011 Çarşamba
beşiktaş yavru kartal naz :)
İşte benim biricik yavru kartalım...
Öylesine değerliki benim yeğenim,
Kendi çocuğum olsa ancak bu kadar severim herhalde...
Beşiktaşlı olunmaz Beşiktaşlı doğulduğunun örneklerinden biri,
Hemde babası fenerli olmasına rağmen...
Havalar ısınsın ilk işimiz bir Beşiktaş maçına gitmek olucak.
Evde zaman sürekli yağmurlu bir günde görmüştüm seni
üstünde çubuklu formalar vardı diye marşlar söyleyerek geçiyor.
Bazen babasının yanında fenerlıyım desede
onun minik yüreğine kıyamıyorum...
Heleki Naz Beşiktaşı ne kadar seviyorsun diye sorduğumda,
Ölümüne seviyorum demesi beni benden alıyor...
Seni çok seviyorum miniğim...
23 Kasım 2011 Çarşamba
Uçak Babama Selam Söyle...

Karlı bir akşamdı Ankara 'da;
Son kez el ele yürümüştük,
Bitmesin istediğimiz yola.
Kısacık beraberliğimizin bütün anılarını sığdırmıştık.
Yazarsın bana demiştin.
Bende yazarım sana sık sık.
Ağlıyordum....
Sen görmeyesin diye kaldırmıyordum başımı.
Elimi daha sıkı tuttun,
Anlıyordum....
Bu ayrılığa dayanmıyordu kalbim,
Öğrettiğim çiçek adlarını unutma dedin,
Kelebekleri kitap arasında kurutma,
Sık sık fotoğraf çektir, yolla bana,
Kitaplarım sana emanet,
İncitme kimseyi, kin büyütme kalbinde...
Beni bekle...
''Yol bitti, gidiyordun artık; Gittin...
Sokakta gördüklerimi,
filmlerdeki aktörleri sen sandım bir süre,
Kin büyütmedim kalbimde söz vermiştim sana diye,
Kitaplarını okudum,
kelebeklere dokunmadım,
Öğrendiğim çiçek adlarına yenilerini ekledim,
En çok fesleğeni,
çoban heybesini,
akşam sefasını sevdim.
Seni beklerken çok şey öğrendim,
Yolunu gözlediğim, sevdiğim ilk adam...
Nasıl olsa bulacaktır diye,
her görüşümde aynı güçle seslendim
"Uçak, babama selam söyle!"
Beni kötü rüyalardan uyandıran sevdiğim ilk adam...
Bir bilsen seni nasıl özledim... ''
Kar yağıyor şimdi, otuz yaşım bitti,
Kitapların bende,
kelebekler gibi kar taneleri,
Kendi yolumda yürürken hiç unutmadım o cümleyi;
Selamını aldım babacığım,
Kin büyütmedim kalbimde....
Küçük kızının gözleri hala senin çiçeklerinde.
Uçak, babama selam söyle!
İclal Aydın
Gittin şanslıydın aslında,
Ben kaldım yitik yalnızlığının koynunda,
Bir rüyaymış anladım sonunda,
Ölenler suçlu derdin,
Suçlusun beni bıraktın burda...
Aşk Meleği...
Ben kaldım yitik yalnızlığının koynunda,
Bir rüyaymış anladım sonunda,
Ölenler suçlu derdin,
Suçlusun beni bıraktın burda...
Aşk Meleği...
Yazasım yok işte...
Yine her zaman olduğu gibi fazla kalmicam burda,
İstanbul'u terkeder gibi hissettim nedense.
Yada terkedilmiş...
Saçmalamaya erken başladım sanırım.
Saçma sapan insanları rüyalarımda görmemden
kaynaklanıyor olsa gerek...
Kimileri çok düşünüyorsun , özlemişsin diyor...
Ağzı olan konuşuyor kısacası...
Bilinçaltı olmadığına eminim.
Rüyamda görürsem aklıma geliyor sadece o kadar...
Oda olmasa oh ne güzel oh ne rahat...
Beşiktaş'ımın maçlarına daha sık gider oldum.
Daha az içiyorum birde sigarayı falan.
İlk gribal enfeksiyonumu bayramda geçirdim.
Saçlarımı kestirdim ama sevmedim.
Yeni insanlarla tanıştım.
Ailemle ve sevdiğim dostlarımla
daha çok vakit geçirir oldum.
Pek bir ılıman insanım ki sorma.
Şimdilik bu kadar.
İstanbul'u terkeder gibi hissettim nedense.
Yada terkedilmiş...
Saçmalamaya erken başladım sanırım.
Saçma sapan insanları rüyalarımda görmemden
kaynaklanıyor olsa gerek...
Kimileri çok düşünüyorsun , özlemişsin diyor...
Ağzı olan konuşuyor kısacası...
Bilinçaltı olmadığına eminim.
Rüyamda görürsem aklıma geliyor sadece o kadar...
Oda olmasa oh ne güzel oh ne rahat...
Beşiktaş'ımın maçlarına daha sık gider oldum.
Daha az içiyorum birde sigarayı falan.
İlk gribal enfeksiyonumu bayramda geçirdim.
Saçlarımı kestirdim ama sevmedim.
Yeni insanlarla tanıştım.
Ailemle ve sevdiğim dostlarımla
daha çok vakit geçirir oldum.
Pek bir ılıman insanım ki sorma.
Şimdilik bu kadar.
25 Ekim 2011 Salı
sıkıldım
Sıkıldım,
Cümlenin başlığıda bu olmalı,
Belkide olmaz neyse neyse...
Neden yine burdasın?
Artık uğramaz oldun,
Umarım mantıklı bir açıklaması vardır
deme sakın yok çünkü...
Uğramak istedim sadece
hepsi bu...
Aslında anlatmak istediğim çok şey var,
Ama nerden başlasam bilmiyorum.
Boğazım düğüm düğüm,
biraz rahatsızım ondandır kesin.
Belkide değildir.
Kendime bile kabullendirmekte zorlandığım
durumdan olabilir mi?
Olabilir.
Birşeyleri tam düzelttim derken
yaşanan en ufak bir olumsuzluk
ruh halimi çok etkiliyor.
Bana ne oluyor böyle diye soruyorum
kendi kendime
verebilecek bir cevap bulamıyorum.
Kısacası ben bu halimi sevmiyorum.
Mevsimlerdendir herhalde...
Yazıp yazıp silmekten sıkıldım.
Daha sonra belki yine uğrarım....
Cümlenin başlığıda bu olmalı,
Belkide olmaz neyse neyse...
Neden yine burdasın?
Artık uğramaz oldun,
Umarım mantıklı bir açıklaması vardır
deme sakın yok çünkü...
Uğramak istedim sadece
hepsi bu...
Aslında anlatmak istediğim çok şey var,
Ama nerden başlasam bilmiyorum.
Boğazım düğüm düğüm,
biraz rahatsızım ondandır kesin.
Belkide değildir.
Kendime bile kabullendirmekte zorlandığım
durumdan olabilir mi?
Olabilir.
Birşeyleri tam düzelttim derken
yaşanan en ufak bir olumsuzluk
ruh halimi çok etkiliyor.
Bana ne oluyor böyle diye soruyorum
kendi kendime
verebilecek bir cevap bulamıyorum.
Kısacası ben bu halimi sevmiyorum.
Mevsimlerdendir herhalde...
Yazıp yazıp silmekten sıkıldım.
Daha sonra belki yine uğrarım....
26 Eylül 2011 Pazartesi
Eylül akşamı, sahi Ekim ayındayız değilmi ?
Havalar keşke hiç soğumasa,
Dolaplarda hırkalar yerini almasa...
Ben yaz çocuğuyum arkadaş,
Sevmıyorum soğuk havaları,
2 mevsim olsa ve hep onu yaşasak,
İlkbahar ve Yaz...
Kış ve Sonbahar'ı seven insanlara
haksızlık olur sahi bunu düşünemedim.
Eylülde bitti,
Şimdi evde Efes , Türk Kahvesi,
Film, Dizi, battaniye, İnternet seansları başlar...
Uzun sürmese bari...
Kendimi çevremdeki
herkesden soyutladım desem yeridir.
Bu benim sorunummu hayır değil.
Uzun uzadıya cümleler kurmak istiyorum,
Ama bir yerde tıkanıyor nedense.
Hayatımda aldığım hiçbir karardan pişmanlık
duymadım diyemıyorum nedense.
Duydum hemde fazlasıyla.
Her neyse pişmanlıklarım,
yanlış kararlarım benimle kalsın...
Bir kızım olsun istiyorum...
İsmide yıllardır aklımda Ada...
Bu postu yazmamdaki amaç ne bilmiyorum...
Ama saati biliyorum,
Nede olsa karanlık hiç bitmiyor...
01:35...
Fena sövesim var birilerine...
Ben daha fazla saçmalamamalıyım en iyisi
İyi geceler
Dolaplarda hırkalar yerini almasa...
Ben yaz çocuğuyum arkadaş,
Sevmıyorum soğuk havaları,
2 mevsim olsa ve hep onu yaşasak,
İlkbahar ve Yaz...
Kış ve Sonbahar'ı seven insanlara
haksızlık olur sahi bunu düşünemedim.
Eylülde bitti,
Şimdi evde Efes , Türk Kahvesi,
Film, Dizi, battaniye, İnternet seansları başlar...
Uzun sürmese bari...
Kendimi çevremdeki
herkesden soyutladım desem yeridir.
Bu benim sorunummu hayır değil.
Uzun uzadıya cümleler kurmak istiyorum,
Ama bir yerde tıkanıyor nedense.
Hayatımda aldığım hiçbir karardan pişmanlık
duymadım diyemıyorum nedense.
Duydum hemde fazlasıyla.
Her neyse pişmanlıklarım,
yanlış kararlarım benimle kalsın...
Bir kızım olsun istiyorum...
İsmide yıllardır aklımda Ada...
Bu postu yazmamdaki amaç ne bilmiyorum...
Ama saati biliyorum,
Nede olsa karanlık hiç bitmiyor...
01:35...
Fena sövesim var birilerine...
Ben daha fazla saçmalamamalıyım en iyisi
İyi geceler
Her Neyse
Cumartesi gecesi iyi bir gece olmadı benim için,
Boğazım düğüm düğüm,
İçimde acıyan bir yer,
Bir , birkaç sebebi var veya yok.
Belkide içtiğim
kafamı mayhoş eden
içecektir sebebi kim bilir...
Çalan şarkılarında etkisi vardır elbet.
Yada bunların hepsi bahane,
Asıl sebep sadece ...
Her neyse...
21 Eylül 2011 Çarşamba
Aşık oluyorum Eyvah!

Bu ara bir şarkıyı sabahtan akşama kadar
hiç usanmadan dinler oldum.
Hatta sana bu postu yazarken bile çalıyor.
Sabah kalkar kalkmaz
aklıma bir düşünce takılır oldu
akşam yatana kadar aklımın bir köşesinde...
Hayır aslında sadece bir köşesinde değil
büyük bir köşesini kaplıyor...
Ben bu halimi nedense pek sevmedim...
Biz kadınlar
neden erkekler kadar cesaretli olamıyoruzki?
Evet sürekli aklımda olan bir insan var,
heran onunla sohbet edip
yeni birşeyler öğrenmek mutlu olmama yetiyor.
Daha fazla bir beklentimde yok aslında,
var ama yok.
Saçma bir psikoloji bunun bende farkındayım.
Çevremdeki herkese ondan bahsetmek isteğiyse
içimden gelen bir his engel olamadığım,
olmak istemediğim.
Sanada ondan bahsetsem sıkılmazsın değilmi?
Hep böyle zamanlarda kapımı çalıyorsun deme
Yazacak birşey bulamamamdan kaynaklanıyor...
Aşık oluyorum eyvah,
Yerimde duramıyorum...
20 Eylül 2011 Salı
Muyurt & Me :)

Bir insanı tanırsın,
uzun uzadıya cümleler kurarsın,
onda kendinden birşeyler bulursun,
hatta birçok şey bulursun...
Mail adresini istemeye çekinirsin,
yanlış anlaşılmaktan korkarak,
sonra bir adım atılır mailleşmeye başlarsın,
kayıt girmediğin zaman merak edilirsin,
sosyal ne kadar ağ varsa eklersin,
yetmiyormuş gibi birde telefonlaşmalar başlar :)
kızdığım birşey varsa bu kadar geç buluşmak olsa gerek.
O kadar çok ortak nokta varki
bazen onunla farklı annelerden doğmuş
olmamıza rağmen kardeş olup olmadığımızı tartışıyoruz.
Yaşanılan acılar, sevinçler, mutluluklar nerdeyse aynı.
Hatta bazen konuşurken aynı cumlelerı kuruyor olmamız şaşırtıcı...
He o çok daha temız kalplı,
benım içimden ara sıra bazı bazı
fesatlık geçmiyor değil :) ama onun hiç geçmez,
fırlamadır azcık, en az benim kadar şımarık...
Bayramın 3. günüydü ilk buluşmamız
ilk defa yüzyüze görüşecektik.
İçimde hiç tereddüt yoktu.
Nasıl olur? Nasıl geçer? Sıkılırmıyım?
Bu soruların hiç birini kendime sormadım.
Hatta aksine daha kendisini görmeden
bu kadar çok sevdiğim insanla ilk kez görüşeceğim
için heyecanlıydım :).
Buluşma yerimiz Taksim'di,
hatta Burger'ın önü :) .
Trafikten dolayı geciktim ben biraz,
Öylesine sabırlıydıki,hayran kaldım.
Belkide o gecikmiş olsa ben trip atardım,
kim bilir ama o konuyu uzatmadan
ben bılerek erken geldım gezmek istedim biraz dedi
konuyu bir daha hiç açmamak üzere kapattık,
kocaman sarıldık birbirimize sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi.
Konuştuğumuz paylaştığımız öyle çok şey varki
hepsinin üzerinden tekrar tekrar özet geçtik,
canımızı yakanlara sövdük, içtik, karnımızı doyurduk,
ikimizinde olmazsa olmazlarından biri türk kahvesi,
onuda içtik hatta fal bile baktırdık :)
Haziran gibi
evlenicekmişim
öyle dedi fala bakan teyze
daha çok sey soyledi,
tutturduklarıda oldu tabi amaa
Haziran aynında bir evlilik falan yok,
akıllı ol :) ne demişler fala inanma falsızda kalma.
Geçirdiğim en güzel günlerden biriydi,
bir yanımda tırtılım bir yanımda kuzum,
muhabbet desen zaten süper,
daha ne isterim ki ben :)
He bu şaşkını tanıyanlar vardır,
tanımayanlar için sizi şöyle alalım pleass :)
Ben melek değilim dediğine bakmayın,
birtek kanatları eksik muyurtumun :)
uzun uzadıya cümleler kurarsın,
onda kendinden birşeyler bulursun,
hatta birçok şey bulursun...
Mail adresini istemeye çekinirsin,
yanlış anlaşılmaktan korkarak,
sonra bir adım atılır mailleşmeye başlarsın,
kayıt girmediğin zaman merak edilirsin,
sosyal ne kadar ağ varsa eklersin,
yetmiyormuş gibi birde telefonlaşmalar başlar :)
kızdığım birşey varsa bu kadar geç buluşmak olsa gerek.
O kadar çok ortak nokta varki
bazen onunla farklı annelerden doğmuş
olmamıza rağmen kardeş olup olmadığımızı tartışıyoruz.
Yaşanılan acılar, sevinçler, mutluluklar nerdeyse aynı.
Hatta bazen konuşurken aynı cumlelerı kuruyor olmamız şaşırtıcı...
He o çok daha temız kalplı,
benım içimden ara sıra bazı bazı
fesatlık geçmiyor değil :) ama onun hiç geçmez,
fırlamadır azcık, en az benim kadar şımarık...
Bayramın 3. günüydü ilk buluşmamız
ilk defa yüzyüze görüşecektik.
İçimde hiç tereddüt yoktu.
Nasıl olur? Nasıl geçer? Sıkılırmıyım?
Bu soruların hiç birini kendime sormadım.
Hatta aksine daha kendisini görmeden
bu kadar çok sevdiğim insanla ilk kez görüşeceğim
için heyecanlıydım :).
Buluşma yerimiz Taksim'di,
hatta Burger'ın önü :) .
Trafikten dolayı geciktim ben biraz,
Öylesine sabırlıydıki,hayran kaldım.
Belkide o gecikmiş olsa ben trip atardım,
kim bilir ama o konuyu uzatmadan
ben bılerek erken geldım gezmek istedim biraz dedi
konuyu bir daha hiç açmamak üzere kapattık,
kocaman sarıldık birbirimize sanki yıllardır tanışıyormuşuz gibi.
Konuştuğumuz paylaştığımız öyle çok şey varki
hepsinin üzerinden tekrar tekrar özet geçtik,
canımızı yakanlara sövdük, içtik, karnımızı doyurduk,
ikimizinde olmazsa olmazlarından biri türk kahvesi,
onuda içtik hatta fal bile baktırdık :)
Haziran gibi
evlenicekmişim
öyle dedi fala bakan teyze
daha çok sey soyledi,
tutturduklarıda oldu tabi amaa
Haziran aynında bir evlilik falan yok,
akıllı ol :) ne demişler fala inanma falsızda kalma.
Geçirdiğim en güzel günlerden biriydi,
bir yanımda tırtılım bir yanımda kuzum,
muhabbet desen zaten süper,
daha ne isterim ki ben :)
He bu şaşkını tanıyanlar vardır,
tanımayanlar için sizi şöyle alalım pleass :)
Ben melek değilim dediğine bakmayın,
birtek kanatları eksik muyurtumun :)
19 Eylül 2011 Pazartesi
uzun zaman dilimi
ne kadar uzak kalmışım senden,
ne kadar uzun mesafe girmiş aramıza,
oysaki
bir zamanlar bana en çok huzur veren şey sendin.
ben sana yazardım sen sesini çıkarmazdın,
belkide senin güzel olan yanın buydu...
aramıza giren mesafenin sebebi aslında
yazmaktan çok
anlatıp paylaşmaya ihtiyaç duyduğum bir dönemdi.
konuştuğum öyle pek fazla insan yok merak etme
bir elin parmaklarını geçmez.
hem senin yerini tutarmı bilmem.
ama sana uzun zamandan beri ihtiyaç duymadığıma göre
demekki tutuyor.
tanıdığım birkaç insanın burayı gelip okudugunu bilmekte
rahatsız etmedı dersem beni yalan söylemiş olurum.
sözüm meclisten dışarı sakın ha sizler üzerinize almayın
üzülürüm.
geçen zamanda neler oldu diyecek olursak,
inan buraya hangi birini anlatıcağımı bilmiyorum.
demekki çok şey değişmiş hayatımda,
ama benim adıma güzel olan gelişmeler bunlar.
en azından ben kendi adıma güzel oldugunu söyluyorum.
gezdim hemde fazlasıyla yaşanmamışlığın acısını çıkarırcasına,
eğlendim, sevdiğim insanlarla uzunca vakit geçirme şansım oldu,
fotoğraf çekilmeyi sevmeyen ben fotoğraflar çekildim,
eski bir dostla görüştüm,
saçmaladığımda olmadı değil oldu elbet
ama saçmalamayıda severim.
nescafeyi sade içiyorum uzun zamandan beri,
daha sert ve daha bir güzel geliyor tadı,
türk kahvesinin yerini tutmaz tabiki.
güzel bir gün yaşadım,
güzel bir dost tanıdım.
onu ayrı bir yazıda paylaşmalıyım,
yazdıgım yazı sadece ona özel olmalı.
herşey güzel gelişti hayatımda
geçen onca zamanda.
unuttuğum üzerine çizik attığım çok şey oldu,
geçmişteki yaşanmışlığı unuttum mesela,
bazı insanları hayatımdan çıkardım
kimilerinede güvenmemem gerektiğini öğrendim,
ben bunları yaşarken çok canım acıdı,
ama gerçek şu ki şuan mutluyum.
Beşiktaşımıda hiçbir zaman unutmadım
sana yazacaklarım bunlarla sınırlı değil,
anlatıcak daha çok hikaye var.
hayattan dilediğim bir tek şey ise
sadece sağlık...
benden şimdilik bu kadar.
ne kadar uzun mesafe girmiş aramıza,
oysaki
bir zamanlar bana en çok huzur veren şey sendin.
ben sana yazardım sen sesini çıkarmazdın,
belkide senin güzel olan yanın buydu...
aramıza giren mesafenin sebebi aslında
yazmaktan çok
anlatıp paylaşmaya ihtiyaç duyduğum bir dönemdi.
konuştuğum öyle pek fazla insan yok merak etme
bir elin parmaklarını geçmez.
hem senin yerini tutarmı bilmem.
ama sana uzun zamandan beri ihtiyaç duymadığıma göre
demekki tutuyor.
tanıdığım birkaç insanın burayı gelip okudugunu bilmekte
rahatsız etmedı dersem beni yalan söylemiş olurum.
sözüm meclisten dışarı sakın ha sizler üzerinize almayın
üzülürüm.
geçen zamanda neler oldu diyecek olursak,
inan buraya hangi birini anlatıcağımı bilmiyorum.
demekki çok şey değişmiş hayatımda,
ama benim adıma güzel olan gelişmeler bunlar.
en azından ben kendi adıma güzel oldugunu söyluyorum.
gezdim hemde fazlasıyla yaşanmamışlığın acısını çıkarırcasına,
eğlendim, sevdiğim insanlarla uzunca vakit geçirme şansım oldu,
fotoğraf çekilmeyi sevmeyen ben fotoğraflar çekildim,
eski bir dostla görüştüm,
saçmaladığımda olmadı değil oldu elbet
ama saçmalamayıda severim.
nescafeyi sade içiyorum uzun zamandan beri,
daha sert ve daha bir güzel geliyor tadı,
türk kahvesinin yerini tutmaz tabiki.
güzel bir gün yaşadım,
güzel bir dost tanıdım.
onu ayrı bir yazıda paylaşmalıyım,
yazdıgım yazı sadece ona özel olmalı.
herşey güzel gelişti hayatımda
geçen onca zamanda.
unuttuğum üzerine çizik attığım çok şey oldu,
geçmişteki yaşanmışlığı unuttum mesela,
bazı insanları hayatımdan çıkardım
kimilerinede güvenmemem gerektiğini öğrendim,
ben bunları yaşarken çok canım acıdı,
ama gerçek şu ki şuan mutluyum.
Beşiktaşımıda hiçbir zaman unutmadım
sana yazacaklarım bunlarla sınırlı değil,
anlatıcak daha çok hikaye var.
hayattan dilediğim bir tek şey ise
sadece sağlık...
benden şimdilik bu kadar.
9 Haziran 2011 Perşembe
bir veda daha
Uzun zaman önceydi,
Evde kahve içiyorduk seninle
Çokta uzun bir zaman dilimi değil aslında.
Tarih sorma bana bilmiyorum çünkü.
Belki bir pazar sabahı,
Belkide bir cumartesi gecesiydi.
Ama sen ameliyat olduğun dönemdi sanırım.
Anne dedim sana içim acıyarak,
Seninde bulunmuş olduğun durumu hiçe sayarak.
Anneannem ölürse ağlarmısın? anlamsızdı biliyorum.
Gözlerin doldu, mesafeler ne kadar uzun olursa olsun,
O benim annem ve varlığı yeter dedin.
Peki ya ben ölürsem ağlarmısın dedi,
Nefes alamam, boğulurum dedim...
Anneannem öldü, ve annem ağladı.
Hemde çok.
İçimi acıtan cümlesi
beni neden bıraktın annem oldu...
Radyoterapi gördüğü döneme denk gelmesiiyi olmadı.
Annesinin cenazesine katılamamış olması acı.
Ama güçlü olmak zorunda olduğunun farkında.
Gurbette olmak gerçekten çok zormuş.
Seni görünce bunu birkez daha anladım.
Bir yanda çocukların, bir yanda annen
bir yanda kardeşlerin, bir diğer yanda sağlığın...
Yüreğindeki acının tarifi mümkün değil.
Ömrünün sonuna kadar seni bırakmıyacak
Bunu öylesine iyi anlıyabiliyorumki
Sözün bittiği yerdesin ve bizler sana ne desek boş.
Sadece güçlü olmak zorundasın anne.
Bizi sensiz bırakmamak için ayakta kalmak zorundasın.
Seni çok seviyorum.
Bizi sensiz bırakma olurmu.
Ve dilerim senin ömründe anneanneminki kadar
uzun ve sağlıklı olur.
Evde kahve içiyorduk seninle
Çokta uzun bir zaman dilimi değil aslında.
Tarih sorma bana bilmiyorum çünkü.
Belki bir pazar sabahı,
Belkide bir cumartesi gecesiydi.
Ama sen ameliyat olduğun dönemdi sanırım.
Anne dedim sana içim acıyarak,
Seninde bulunmuş olduğun durumu hiçe sayarak.
Anneannem ölürse ağlarmısın? anlamsızdı biliyorum.
Gözlerin doldu, mesafeler ne kadar uzun olursa olsun,
O benim annem ve varlığı yeter dedin.
Peki ya ben ölürsem ağlarmısın dedi,
Nefes alamam, boğulurum dedim...
Anneannem öldü, ve annem ağladı.
Hemde çok.
İçimi acıtan cümlesi
beni neden bıraktın annem oldu...
Radyoterapi gördüğü döneme denk gelmesiiyi olmadı.
Annesinin cenazesine katılamamış olması acı.
Ama güçlü olmak zorunda olduğunun farkında.
Gurbette olmak gerçekten çok zormuş.
Seni görünce bunu birkez daha anladım.
Bir yanda çocukların, bir yanda annen
bir yanda kardeşlerin, bir diğer yanda sağlığın...
Yüreğindeki acının tarifi mümkün değil.
Ömrünün sonuna kadar seni bırakmıyacak
Bunu öylesine iyi anlıyabiliyorumki
Sözün bittiği yerdesin ve bizler sana ne desek boş.
Sadece güçlü olmak zorundasın anne.
Bizi sensiz bırakmamak için ayakta kalmak zorundasın.
Seni çok seviyorum.
Bizi sensiz bırakma olurmu.
Ve dilerim senin ömründe anneanneminki kadar
uzun ve sağlıklı olur.
11 Mayıs 2011 Çarşamba
Beşiktaş İbb maçı heyecanı
Bugün nerde olmam lazımdı benim
Tabiki Kayseride...
Pastırma için değil,
aklınıza öyle birşey gelmesin.
Tabiki Beşiktaşımın yanında olup
o heyecanı muhteşem taraftarımızla yaşamak için.
En fazla ekran başından şahit olabilicem.
Tüm kalbimle Kayseri'de olucam orası ayrı gerçi.
Ernst kadroda yokmuş:(
Kendisi çok güzel oynayan futbolcularımızdan biri.
En azından ben onun oyununu seviyorum ya.
Bu akşam Simao'dan bir gol bekliyorum ben.
Süper bir performans sergilicek futbolcularımız.
Buna eminim.
ve zaferle İstanbul'a dönüşlerini bekliyoruz.
Yensende yenilsende kalplerimiz seninle
Beşiktaşım.
Hedef kupa, amaç Avrupa...
Gücüne güç katmaya geldik,
Formanda ter olmaya geldik,
Beşiktaş seninle ölmeye geldik. BEŞİKTAŞ...
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

